MUTFAK SANAT MERKEZİ

SELCEN TANINMIŞ - HÜRRİYET GAZETESİ

SANATLA BAŞBAŞA

Mutfak Sanat Merkezi´nde konaklamaya ve sanatıyla başbaşa kalmaya gelen sanatçılar, kendilerine uygun buldukları her yerde çalışabilirler.
Otelin dış yan cephesinde eski bir Bolu mahallesi var! Enkazcıya yakılması için satılan Bolu´nun eski bir konağını alıp buraya monte ettirmiş Yurdaer Bey.

FARKLI BİR OTEL

Mutfak Sanat Merkezi, Bolu´ya gelmeden beş kilometre önce, yol kenarında 53 odalı bir otel. Ama bilinen otellerden biraz farklı. İlk özelliği, Türk ve dünya mutfağından ilginç yemekler bulabilmeniz.
İkinci özelliği ise konukların dinlenirken sanatının icra edebilmesi ve bunu başkalarıyla paylaşabilmesi.
Otelde sergi yapılabilecek ayrı bir salon yok. Odaya çıkarken, yemek yerken, her duvarda bir tabloyla karşılaşıyorsunuz. "İnsan yaşadığı, yemek yediği mekanda sanatla bütünleşmeli. Çorba içerken resmi izleyebilmeli, istiyorsa satın almalı" diyor otelin sahibi Yurdaer Kalaycı.

KAŞIK USTALARI ÇALIŞTI


Otelin mimarisinden, yediğiniz yemeğe kadar her şeyde ve her yerde Yurdaer Bey´in parmağı var, ama o "Ben orkestra şefliği yaptım. Mesela trabzanlar için, üç tane tahta kaşık ustası çağırdım, ben anlattım onlar yaptı" diyor.

GENÇ SANATÇIYA İMKAN

Yurdaer Kalaycı sanatla özellikle de resimle büyümüş. Merkeze gelen sanatçılara kolaylıklar sağlanacağını söylüyor: "Bana para ödemeyebilirler, giderken yapıtlarından bir iki tanesini bıraksalar yeter. Sergi açarlarsa, galerilerde olduğu gibi bir komisyon üzerinde anlaşılır. Hedefim genç ve kabiliyetli sanatçı adaylarına imkan sağlamak".

MANGALDA PİŞEN SEVGİ

Dönemin ünlü aşçılarından Haşim Usta´nın oğlu Yurdaer Bey´in elinde tam 3000 yemek tarifi var. Çoğu 15. yüzyıldan kalma Osmanlı yemekleri. Onların yeniden yaratılması gerektiğine inanıyor. Bu görevi üzerine almış ve bir kitapta toplamak üzere çalışmaya başlamış. Yemeklerden bazıları: Kaz şeridi, küp kebabı, soğan dolması, keş ve cevizle mantı, ovmaç çorbası... Yemek yapmayı, aşçılığı babasından öğrenmiş, zaten Bolu´da her evde iyi yemek pişirildiğini söylüyor, çünkü "benim dönemimde, sevgiyi, aşkı, karı-koca mutfak vasıtasıyla daha güzel paylaşırdı. O zamanlar mangalda tıkır tıkır pişen aslında sevgiydi".