İzzet Şipal - Posta Gazetesi

POSTA GAZETESİ(7 Ağustos 2005)

Otel diye durduk sanat merkezi çıktı

Bu sıcaklarda herkes bir yerlere kaçıyor. İstanbul'da yaşayanlar, tatile gidemeyenler, daha izne çıkamamış olanlar yaz günlerinin bunaltıcı sıcaklarından, kent gürültüsünden, trafikten, iş stresinden kurtulmak için fırsat buldukça kaçamak yapıyor. Tercih ettikleri yerlerin başında da Bolu Abant Gölü, Mudurnu Sünnet Gölü veya Yedigöller çevresi gelmekte. Biz de hafta sonu Bolu tarafına yönelip biraz yayla, biraz yeşillik, biraz sessizlik bulma için yola çıktık. Abant'ı geçince Hotel Yurdaer'e sapıyoruz. Daha önce dışarıdan görmeme rağmen gitmediğim bir yerle ilgili bazı bilgiler edinmiştim. İç dekoru ve Osmanlı Mutfağı konusunda aldığım tüyolarla içeri girdim. Resepsiyonda işimiz bitince güleryüzlü personele kahvemizi söyleyip, şirin lobiye oturduk. Duvarlar, merdivenler, trabzanlar farklı bir özenin, yoğun emeğin izlerini taşıyor. Ahşap heykeller nasıl da zarif.

postagazetesi_060136_53.jpg

Ama duvarlardaki tablolar daha da şaşırtıcı. Renkler öylesine güzel kullanılmış ki; "Burası otel mi, yoksa sanat galerisi mi" diye düşünmeye başlıyorum Üstelik bütün bu sanat eserlerinin yaratıcısı otelin sahibi Yurdaer Kalaycı'dan başkası değil! Hemen tanışıyoruz ve hikayesini öğreniyoruz tabii. Yurdaer Bey işletme mezunu, ama Bolulu ünlü Haşim Usta'nın oğlu olması, yönünü kendi ilgi alanı olan güzel sanatlar kadar Türk Mutfağı'na da yöneltmiş. Sohbet ederken otelin arkasına geçiyoruz. Burası sevimli bir hayvanat bahçesi! Midilliler, kazlar, tavşanlar var bahçede. Çocuklu aileler kadar hayvan sever büyükler için de cazip.

Yemeklerin tarifi "o"nda saklı

Bu otel adeta Yurdaer Bey'in Osmanlı Mutfağı için oluşturduğu küçük bir laboratuvar. Mönülerde kullandıkları birçok malzemeyi kendileri üretiyorlar. Yurdaer Bey büyük çabayla gün ışığına çıkardığı ve yeniden yorumlayarak bizzat pişirdiği yemeklerin tariflerini ise kimseye vermiyor! On yıldır Türk Mutfağı üzerine araştırma yaptığını, bunun sonucunda Türk yemeklerinin yüzlerce yıldır kaydettiği aşamaları derleme ve tasnif çalışması yürüttüğünü söylüyor. Dolayısıyla unutulmuş yemekleri tanıma, farklı lezzetler yakalama ve yeni dönemde Anadolu mutfak kültürünün yaygınlaşması bu çok yönlü otel sahibinin en büyük arzularından. Anadolu'ya gelen Türkler'in Orta Asya, İran, Mezopotamya'dan geçtiğini, Anadolu'da var olan yemek kültürüyle kendi getirdikleri lezzetlerin oluşturduğu yeni mutfağın muhteşem olduğunu belirtiyor. Akşam yemeği için masadaki yerimizi aldığımızda bütün bu bilgilerden sonra neyle karşılaşacağımızı merak ediyoruz elbette. Önce "vişneli asma yaprağı dolması" geliyor. İnanılmaz lezzetli bir şey. Daha sonra "yufkalı hindi seridi", "kayısılı gerdan yahni", "yufkalı düğün bohçası" adlı yemekler geldi. Sıradaki "etli borani'yi, nohutlu işkembe'yi" durdurduk. Her bir yemek insanı tat almanın doruklarına sürüklüyor. "Yurdaer usulü subyeli nemse" tatlısını "kaküleli Türk kahvesi" tamamladı. Sanki asırlar öncesine giden bir lezzet tünelindeydik.

Her tarafta sanat eserleri

Birbirinden ilginç tabloları müşterilerinin büyük beğenisini kazanan bu ilginç otel sahibinin yaptığı, yemek salonundaki ahşap heykeller, boyanarak farklı bir sanat eserine dönüştürülmüş eski kapı benzersiz. Burası kendini iyi saklamış bir sanat galerisi ve gurme laboratuvarı gibi. Yurdaer Kalaycı entelektüel kişiliğini ve Osmanlı mutfağı üzerindeki engin bilgisini, bütün hoşgörü ve mütevazılığıyla otelini ziyaret edenlere gösteriyor. Size de sadece gidip görmek, otelin ferah odalarında konaklamak, müthiş tabiat manzaralarıyla çevrili arazide yürüyüş yapmak ve benzerini hiçbir yerde bulamayacağınız lezzetleri tatmak kalıyor.

Ne yenir

Hotel Yurdaer'de şaşırtıcı zenginlikte bir mönü sizi beklemekte. En uygunu kendi seçiminiz yerine Yurdaer Bey'in önerilerine göre tadımlık alarak hareket etmek. Bu şekilde birçok yemeği ve tadı yaşamanız yerinde olacaktır. İçki servisinin olduğu mekanda kişi başı ortalama 35-40 YTL'ye çıkarsınız. Benim favorilerim "Vişneli asma yaprağı dolması" ve "yufkalı hindi şeridi".